Ağız Diş Çene Hastalıkları Ve Cerrahisi

Evrimsel süreçlere bağlı olarak çene yapılarında meydana gelen morfolojik değişimler, yirmi yaş dişleri ve kanin (köpek) dişlerinin dental ark üzerinde kendilerine yer bulamayarak kemik veya mukoza içinde gömülü kalmalarına sıklıkla yol açmaktadır. Gömülü veya yarı gömülü konumdaki bu dişler; dikey ya da yatay pozisyonlarına bağlı olarak komşu dişlerde kök resorpsiyonuna (kaybına) ve çürüklere, perikoronit gibi yumuşak doku enfeksiyonlarına, anterior dizilim bozukluklarına ve dentijeröz kist oluşumlarına neden olabilmektedir. Ağız ortamının yüksek mikrobiyolojik çeşitliliği ve bu tür patolojilerin varlığı, çene kistleri ile tümörlerinin görülme sıklığını artırmaktadır; nitekim Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre ağız içi kanserleri tüm kanser türleri arasında %6’lık önemli bir orana sahiptir. Yumuşak dokularda (tükürük bezleri, dudak, diş eti) veya kemik içinde gelişebilen bu lezyonların ve prekanseröz yapıların oluşumunda kötü ağız hijyeninin yanı sıra sigara, alkol ve aşırı termal/kimyasal gıda irritanları rol oynamakta; erken tanı için altı aylık periyodik diş hekimi muayeneleri kritik önem taşımaktadır.

Maksiller ve mandibular arklarda anatomik olarak bulunan dudak, yanak ve dil bağları (frenilumlar), gelişimsel olarak hiperaktif, kalın veya uzun olduklarında dental yapılarda diastema (diş ayrıklığı), lokalize diş eti çekilmeleri, fonasyon (konuşma) bozuklukları ve hareketli protezlerin tutuculuk sorunlarına yol açabilmektedir. Bu durumların eliminasyonunda, lokal anestezi altında lazer veya konvansiyonel cerrahi yöntemlerle gerçekleştirilen ve kas fonksiyonunu optimize eden frenektomi işlemleri uygulanmaktadır. Benzer şekilde, diş etlerinde meydana gelen patolojik büyümeler, gülüş esnasında gingival dokuların normalden fazla görünmesi (gummy smile) veya melanin pigmentasyonu ile kronik sigara kullanımına bağlı oluşan koyu renklenmeler de estetik ve fonksiyonel bütünlüğü bozabilmektedir. Günümüz diş hekimliğinde, cerrahi el aletleri ve lazer teknolojileri kullanılarak gerçekleştirilen gingivektomi veya gingivoplasti gibi plastik periodontal cerrahi uygulamalarıyla diş eti sınırları haritalandırılmakta, işlevsel ve simetrik bir diş eti hattı elde edilmektedir.

Günlük stres ve anksiyetenin somatik bir yansıması olarak genellikle uyku esnasında ortaya çıkan bruksizm (diş sıkma ve gıcırdatma), dental ve çene-yüz yapılarında ciddi fonksiyonel bozukluklara zemin hazırlayan kronik bir parafonksiyonel aktivitedir. Uzun dönemde devam eden bu kontrolsüz kuvvetler; dişlerin oklüzal (çiğneyici) yüzeylerinde şiddetli aşınmalara, mikro çatlak ve kırıklara neden olurken, temporomandibular eklem (çene eklemi) üzerinde aşırı yüklenmeye yol açmaktadır. Bu mekanik baskı neticesinde hastalarda ağız açmada kısıtlılık, eklem içi diskliklere bağlı kliking (ses) semptomları, çiğneme kaslarında miyofasiyal ağrılar ve özellikle sabahları belirginleşen kronik baş, boyun ve çene ağrıları gelişmektedir. Bruksizme bağlı ortaya çıkan bu eklem ve kas disfonksiyonlarının eliminasyonunda, detaylı bir klinik muayene sonrasında hastaya özel oklüzal splint (gece plağı) uygulamaları, koruyucu yaklaşımlar, cerrahi veya lazer destekli klinik protokoller yürütülmektedir.