Diş Hassasiyeti
Diş hassasiyeti (dentin aşırı duyarlılığı); termal (soğuk, sıcak) veya kimyasal (ekşi, tatlı) fiziksel uyaranlara karşı diş dokularının gösterdiği, uyaranla birlikte aniden başlayıp uyaranın ortadan kalkmasıyla kısa sürede hafifleyen atipik ve keskin ağrı reaksiyonudur. Toplumda yaygın olarak gözlenen bu klinik tablonun etiyolojisinde multifaktöriyel bileşenler rol oynamaktadır. Diş eti çekilmeleri (gingival resesyon), agresif ve hatalı diş fırçalama teknikleri, yetersiz ağız hijyeni, ileri derece çürük lezyonları, mikrosızıntıya sebep olan hatalı dolgu ve protez restorasyonları, diş minesinde meydana gelen mikro çatlak veya kırıklar ile bruksizme bağlı gelişen oklüzal aşınmalar, dentin dokusunun açığa çıkmasına neden olarak hassasiyetin başlıca tetikleyicileri haline gelmektedir.
Dişin anatomik yapısında, ağız ortamında görünen kron kısmı en dışta gözeneksiz, yüksek oranda kalsifiye ve yüksek sertlikteki mine tabakası ile korunurken; kök yüzeyleri ise sement tabakasıyla kaplıdır. Bu koruyucu katmanların altında, pulpa boşluğundaki damar ve sinir paketine uzanan mikro kanalcıkların (dentin tübülleri) yer aldığı daha geçirgen bir dentin tabakası bulunur. Diş eti çekilmesi veya mine aşınması gibi morfolojik deformasyonlar neticesinde koruyucu dış bariyerler ortadan kalktığında, bu dentin tübülleri ağız ortamına doğrudan maruz kalmaktadır. Hidrodinamik teoriye uygun olarak, dış ortamdaki ani ısı değişimleri veya kimyasal uyaranlar, açıkta kalan kanalcıklar içindeki sıvı hareketliliğini ve basıncını değiştirerek pulpa odasındaki sinir liflerini doğrudan stimüle etmekte ve böylece keskin hassasiyet yanıtının oluşmasına yol açmaktadır.
Dentin hassasiyetinin tedavisinde ilk ve en kritik basamak, semptomun arkasında yatan primer dental patolojinin tespiti amacıyla uzman bir diş hekimi tarafından gerçekleştirilecek klinik ve radyolojik muayenedir. Piyasada hassasiyet giderici özelliğe sahip olduğu belirtilen diş macunları, tek başına tedavi edici bir nitelik taşımamakla birlikte, ancak doğru bir klinik müdahaleyi destekleyici unsur olarak kullanılabilirler. Tedavi protokolü çerçevesinde, öncelikle hassasiyete yol açan ana faktörler ortadan kaldırılmalı (aktif çürük tedavisi, restorasyonların yenilenmesi, periodontal tedaviler) ve optimal ağız hijyeni stabilize edilmelidir. Kaynağın ortadan kaldırılmasına rağmen devam eden inatçı hassasiyet vakalarında ise, klinik ortamda diş yüzeyine uygulanan özel hassasiyet giderici ajanlar, vernikler veya dental lazerler yardımıyla, açığa çıkmış dentin tübüllerinin gözenekleri mikro düzeyde tıkanarak iletim yolu kesin olarak bloke edilmektedir.

